Tuçe İkiş

1. İçinde bulunduğunuz sektörden biraz bahseder misiniz?
On seneyi aşkın bir süredir dermokozmetik sektöründe çalışıyorum. Dermokozmetik ürünler; cilt problemlerini hedef alan, bunlara özel çözümler geliştiren ürünler. Ağırlıklı olarak
dermatologlar tarafından önerilip, eczanelerde satılmaktadır.

2.Bu sektörde çalışmaya nasıl karar verdiniz? Mesleğinizi size sevdiren nedir?
Sanıyorum ki Türkiye’deki çoğu yeni mezun gibi, hangi alanda çalışacağıma dair pek bilgim yoktu. En iyi üniversitelerde bile, yapacağımız işin ne olduğuna yönelik bir bilgilendirme sürecinden geçmiyoruz. Kariyer günleri düzenleniyor; ancak o markada ne iş yapacağınıza dair ya da nasıl bir işin sizi beklediğine dair çok az fikriniz oluyor. Tam da bu sebeplerle Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olup, sekiz ay iş aradıktan sonra, kendimi satın alma departmanında buldum. Pazarlamayla da, bu iki sene boyunca çalıştığım ilk işimde tanıştım. Pazarlama departmanı bana satın almadan daha çekici gelmeye başladı. Bu alanda faaliyet gösteren şirketleri incelerken de, Fransızca bilmemin avantajını
kullanarak Fransız firmalara başvurdum. Kozmetik sektörü bana her zaman eğlenceli gelmişti. Bioderma markası, marka ekibinde çalışmaya başlamadan önce bile tüketicisi olduğum bir markaydı. Mesleğimi yani pazarlamayı sevmemin en önemli nedenlerinden biri dinamizm. Tüketiciyle beraber evrilmeniz, onun alışkanlıklarına göre şirketinizi dönüştürmeniz, o neredeyse orada, hatta herkesten önce orada olmak için bitmek bilmeyen bir mücadele göstermeniz gerekiyor. Pazarlamada kendimi konfor alanımda hissettiğim anlarda bir şeyleri yanlış yaptığımı düşünürüm. Konfor alanınızda hiç kalmamanız, sürekli gözlemlemeniz gereken bir meslek ve bunu da kişisel gelişimim için çok faydalı buluyorum. Pazarlama düşüp, kalkıp, öğrenip, gelişilen, deneyimleme yoluyla gelişme gösterdiğiniz bir iş. Yaratıcılığınızı ve planlama yeteneğinizi en küçük organizasyondan en büyük kampanyalara kadar her alanda kullanmanız ve sınamanız gerekiyor. Bu anlamda benimle örtüştüğünü düşünüyorum. Ürünlerimiz bizim çocuklarımız gibi. İnanılmaz bir sahiplenme hissiyatı yaşıyoruz.

 

3.Mesleğinizin kadınlara olan tutumunu bir kadın olarak nasıl değerlendirirsiniz?
Müşterilerimizin %80’ini kadınlar oluşturuyor. Aynı markada iki ülkede de görev yaptım. Oranlar çok yakın. Bizim sektörümüzün bel kemiği kadın tüketiciler. Dolayısıyla marka ekiplerinin çok büyük bölümü kadınlardan oluşuyor. NAOS, kadınları her zaman ön planda tutan bir firma. Globalde de yöneticilerin çok büyük bir bölümünü kadınlar oluşturuyor. Özellikle, geçen yıl kadınların problemlerini ön plana çıkarmak adına uluslararası bir kampanya gerçekleştirdik. “Seçimleriniz saygıyı hak eder” olarak yerlileştirdiğimiz kampanyada dünyanın her yerinde, marka olarak, kadınların yaptığı tüm seçimlere saygı gösterilmesi gerekliliğinin altını çizdik. Kadını güçlendiren, sosyal ve özel yaşamda ön plana taşıyan, onu koruyan tüm görüşleri sonuna kadar destekliyoruz. Ben de bu oluşumun içinde olmaktan gurur duyuyorum.

 

4.NAOS gibi büyük bir firmada yönetici pozisyonunda görev almak sosyal hayatınızı etkiliyordur. İş ve sosyal hayat dengesini nasıl kuruyorsunuz? Zaman yönetiminde başarılı olmak için tavsiyeler verebilir misiniz?
Ben açıkçası ülkemizde iş ve sosyal hayat dengesini kurmanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de her şey çok hızlı ilerliyor. Kararlar çok hızlı alınıyor, şirketler çok hızlı strateji değiştiriyor. Bu, adaptasyon kabiliyetini geliştirirken özel hayatınızdan götürüyor. Yapabildiğim en önemli şey, hafta sonlarımı mümkün oldukça boş bırakmak. Cuma akşamı işim bittikten sonra, pazartesi sabahı yeniden başlayana kadar hiçbir şekilde işe dair bir şey düşünmemeye çalışırım. Gerekirse hafta arası uzun saatler çalışmaya hazırım. Ama hafta sonu
durmaya, işe dair hiçbir şey yapmamaya, yeniden enerjimi toplamaya ihtiyaç duyuyorum. Hafta sonu okuma, dinlenme, alanımla ilgili gündemi takip etme ile geçiyor. Zaman yönetimine dair, kariyerinin ilk yıllarında olanlara üzücü bir haberim olabilir. Kariyerin ilk yılları öğrenme, deneyimleme ve gözlemleme bölümü. Mümkün olan her süreyi kendi müdürleriyle, diğer departman müdürleriyle ve ekip arkadaşlarıyla fikir alışverişi yaparak geçirsinler. En kötü yönetici bile ileride, nasıl bir yönetici olmayacaklarını öğrenmelerini sağlar. Boş zamanlarında diğer departmanları gözlemlesinler, diğer iş kolları hakkında okuyup bilgi sahibi olsunlar. Dünya çapındaki bütün üniversiteler COVID döneminde yayınlar yapmaya başladı. Evde otururken, alanında uzman Harvard’lı bir profesörü dinleyebilmek artık çok mümkün! Açıkçası kariyerin ilk yıllarında sosyal hayat dengesini kurmak yerine kimden, nerede, ne öğrenebilirim diye düşünmek çok daha faydalı olacaktır. Kariyerde biraz ilerledikten sonra ise, bir yöneticinin günlük iş hayatının %70’ini toplantılar oluşturuyor. Toplantıların net bir süresi olmalı. Bu süre dolduğu anda toplantılar bitirilmeli. Açık toplantı hedefleri olmalı. Sırf toplanmış olmak için toplanmak en büyük zaman kaybı. Özellikle micro-yönetim seven yöneticilerle çalışanlar için bu bir dramaya dönüşüyor ve sonrasında herkesten “toplanmaktan çalışamıyoruz” diye duyuyoruz. Özellikle Covid döneminde, üç saat süren webinarlar yapılmaya başlandı. Tüm bu toplantılar arasında işlerin gecikmemesi için haftada mutlaka 2 yarım güne toplantı kabul etmemelerini ve bunu yöneticileriyle açık olarak paylaşmalarını tavsiye ederim. Tercihen Pazartesi ve Cuma günleri bunu yapabilirler. Pazartesi nerede kaldıklarını hatırlamaları ve haftanın planını çıkartmak için idealdir. Cuma günü ise Pazartesi planına bakarak eksik kalan yerleri tamamlayabilirler.

 

5.Yönetici olarak zorlandığınız zamanlar olmuştur. Bize bu zorlandığınız anları ve üstesinden nasıl geldiğinizi anlatabilir misiniz? Sorunları aşmanızdaki en büyük yardımcınız neler veya kimlerdi? Bu zorluklar hâlâ devam etmekte mi?
Yönetici olmak başlı başına zor. İş hayatında yükselmek için çalışıyorsunuz; ancak o an geldiğinde yalnızsınız. İlk başlarda paniklemek ve hata yapmak normal. Örneğin Ürün Müdürü
olduğunuzda işi yapan sizsiniz ve tüm kontrol sizin elinizde. Ekibinize güvenmek zaman alıyor. Ben, en zor bölümünün şüphesiz, insanların işten çıkarılması olduğunu düşünüyorum. Vicdani bir sorumluluk taşıyorsunuz. Doğru kararı verdiğinizden tamamen emin olmak istiyorsunuz. Başka yöneticiler için çok kolay olabilir; ancak insani yönü güçlü yöneticiler için bence bu en zor kararlardan biridir, özellikle bu kararı performans yerine ekonomik olarak almak zorundaysanız. Performans kararları daha kolaydır. Performansı çok düşük biri ile
çalıştığınızda dışarıda bu pozisyon için aylardır bekleyen bir insana haksızlık yaptığınızı düşündüğünüzde ve fark ettiğinizde doğru kararı verdiğinizi bilirsiniz. Ben her zaman işi ileriye
götürecek kararı almayı hedeflerim. Tüm zor kararlarda oturup yeniden düşünmeyi tavsiye ederim. Şu an neredeyim ? Nereye gitmek istiyorum ? Bu yol beni oraya götürür mü? Bu yolda
ne ile ve nasıl daha hızlı giderim ? Genellikle bu 4 soruyu sorduğum zaman işin büyük bölümünü kafamda çözüyorum. Benim en büyük şansım çok iyi yöneticilerle çalışmaktı. Her zaman çok doğru bir şekilde yönlendirildim. Hiç mobing’e uğramadım. Konuları kişisele taşıyan yöneticilerle çalışmadım; ancak bu tarz konuları maalesef iş çevremden sürekli
duyuyorum. Dikey hiyerarşidense yatay hiyerarşiyi benimsemek, ekibimizi çalışanımız olarak görmektense ekip arkadaşı olarak görmek pek çok sorunun önüne geçecek ve insanların
korkudansa bilgiye daha çok saygı duyduklarının zamanla anlaşılacağına inanıyorum.

 

6.Kadınların iş hayatı başta olmak üzere belli ataerkil tutumlardan ötürü ayrımcılığa
uğramasının temelinde sizce neler olabilir? Bu tutumların oluşturduğu doktrinleri
yıkmak için sizce neler yapılmalı?
En önemli konu zihniyet değişimi. Kadını sadece “anne” kimliğiyle yücelten onu “çiçek” zayıflığında gören bu bakışı dönüştürmediğimiz sürece bu alanda ilerleyebileceğimizi
düşünmüyorum. Günümüzü, geçmişteki geleneksel tavırla anlamlandırmaya çalıştıkça; nostaljik övgüler tükenmedikçe, kahkahalarımız, kıyafetlerimiz bile konu oldukça ben bu
tutumun düzeleceğini sanmıyorum. Kadın üretimin her alanında olmalıdır. Seçim kadınındır. İster ev hanımı olur, ister özel sektörde çalışır, ister çocuk yapar, ister yapmaz, isterse sanayide dükkan açar, ister bilgisayar oynar, ister kazak örer, ister yemek yapar, ister bakıcı tutar, ister makyaj yapar ve bunların hiçbiri bir kadını diğerinden daha “ideal” yapmaz. Ben bu noktada sosyal medyanın bir bilinç oluşturmada çok etkin olduğunu düşünüyorum. Tartışmaya açık olmayan konuların hepsi artık konuşuluyor ve daha da konuşulmalı. Kariyerli ve babadan zengin adama aşık kadın, hiçbir işi olmayan seksapelli güzel kadın stereotiplerini kaldırarak bile ilk adımlar atılabilir. Belki de tek vasfı güzel olmak olmayan kadınlar görmeye başlarız. Bunları izlememek bile bir harekettir.

 

7.Mesleğinizi genç nesile önerir misiniz? Öneriyorsanız, mesleğinizi icra edecek
gençlerimize sektörünüz ile ilgili öneri ve tavsiyeleriniz var mı?
Bu tamamen kişilerin karakteriyle ilgili. Eğer eğlenceden, yaptıkları işin sonucunu kısa vadede görmekten, hareketten, dinamik bir yaşam tarzından, seyahatlerden, sunum yapmaktan,
sahiplenmekten, yaratıcılıklarını kullanmaktan, analiz yapmaktan, güçlü insan ilişkileri kurmaktan, yön vermekten hoşlanıyorlarsa bu onlar için uygun bir iştir. Daha stabil, iş tanımı
belirli işlerden hoşlanan kişiler için ise tam bir belirsizlik dünyasıdır. Seçim onların.

Cilt bakımında uluslararası bir figür haline gelen ve altında 3 önemli markayı toplayan NAOS [Bioderma-Institut Esthederm-Etat Pur] şirketinin BeNeLux (Belçika,Hollanda, Lüksemburg)
Pazarlama Direktörü olan Tuğçe İkiş Hanımla çok bilgilendirici bir röportaj gerçekleştirdik. Tuğçe Hanım’ın röportaj esnasında pazarlama sektörü ve iş hayatı hakkında yaptığı samimi bilgilendirmeler, kariyerinin başında olan bizler için çok değerli. Yoğunluğuna rağmen vakit ayırıp verdiği gerçekçi tavsiyelerle bana ilham olan Tuğçe Hanım’a saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Süeda MALKATAN