Mehmet Atay ile Röportaj

1957 Ankara doğumlu Mehmet Atay, eğitim hayatını Ankara’da geçirmiştir. Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünden 1980 yılında mezun olup aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda oyunculuk hayatına başlamıştır.

40 yılı aşan sanatçılığıyla; seslendirme, tiyatro oyunculuğu ve TV oyunculuğunun yanı sıra yönetmenlik de yaparak sanatın birçok alanına dokunmaktadır. 3 kuşağı sanatıyla büyütmüş ve bir de bizleri SESLEKİTAP inovasyonuyla tanıştırmıştır. Başarılarını aldığı ödüllerle taçlandıran sanatçımız, Ankara’da açtığı Çankaya Sahne ile Başkentimize yeni bir tiyatro sahnesi kazandırmıştır.

Yoğunluğuna rağmen biz sevenlerini kırmayarak sorularımızı cevaplayan Mehmet Atay’a ve destekleri için değerli ailesine sonsuz teşekkürlerimizi ve minnetlerimizi sunarız.

                                                                                                                                                             Süeda Malkatan

1.Mehmet Atay’ı ne motive eder? Çocukluk yıllarınızdan sizi bugüne getiren, bu başarılara sahip olmanızı sağlayan nedir?

Herkes gibi öncelikle sevgiyle ve ilgiyle yaptığım iş diyebilirim. Bu bir iş de olabilir hobi de. Severek yapılan iş doğal olarak bir başarı öyküsüne dönüşüyor. Bir başarıyı amaçlamaktan çok işimi yaparken duyduğum haz öne çıktı hep. Hatta çoğu kez onun bir meslek olduğunu unutturan bir haz bu. Tabii bu çocukluk yıllarından tahlil edebileceğim bir durum değil. Ama çocukken bir oyunun içinde nasıl kaybolduysam şimdi de yaptığım işin içinde kayboluyorum. Tek farkla; artık o işi çocuksu bir iştahla yapıyorum ama çocukça davranmıyorum.

2.Nasıl bir ortamda yetiştiniz?

Sıradan bir devlet memuru babanın çocuğuyum ben. Arzu ettiğimiz her şeye ulaşamıyorduk ama o zamanlar etrafımızda bizi cezbedecek hırslarımızı kamçılayacak fazla bir şey de yoktu zaten. Küçük şeylerle mutlu olan çocuklar ve gençlerdik. Her   şey tek düzeydi. Sanırım o zaman farkına varmadığımız bu sıradanlığın içinde mutluyduk da.

3.Oyunculuk sonradan kazanılabilen bir beceri midir yoksa doğuştan gelen bir yetenek midir? Konservatuvarda eğitim almanın bu bağlamda nasıl bir katkısı olur?

– Oyunculuk da dahil hiçbir yetenek sonradan kazanılamaz. Sadece uygun ortamda         fark edilir ve motive edilir. Bundan sonra iş, bir dizi eğitim programıyla yeteneği          bilimsel bir disipline sokmaktır. Konservatuvarlar da bunu sağlarlar.

4.Bir hikaye anlatıcısı/seslendirme sanatçısı olarak hikayeleri anlatırken nelere dikkat ediyorsunuz? O hikayeyi anlatırken neler hissediyorsunuz? Bir roman okurken bile olayı yaşıyoruz, seslendirirken siz neler hissediyorsunuz?

– Hikaye anlatıcılığı konusu sanıyorum çok farklı bir konu. Benim deneyimlerim arasında böyle bir konu olmadı. Zaten bugünlerde moda olan bir şey. Sosyal medyada sık sık tanıtımlarına rastlıyorum. Benim yaptığım iş sesli kitap okuyuculuğu. Bu biraz özel bir konu. Özel bir sunum tarzı. Dinleyiciye okuduğunuz eserin bir kitap  olduğunu unutturmayacak kadar yorumsuz kalmaya çalışacaksınız. Bir taraftan da gözle okumanın okuyucuya sağladığı avantajların, konuşma ve elbette oyunculuk sanatının inceliklerini kullanarak, eksikliğini hissettirmemeye çalışacaksınız. Basılı bir kitapta okuyucunun hayal gücü çok önem kazanır. Biz bu hayal gücünün önüne geçmemeye çalışıyoruz.

5.Seslendirme sanatçısı olarak sesinizi nasıl koruyorsunuz?

– Korumak için çok özel bir işlem yaptığımı hatırlamıyorum. Aksine çok yorduğumu bile söyleyebilirim. Ama sigaradan uzak durmanın çok önemli olduğu muhakkak.

6.Sesli kitap inovasyonunu sizinle tanıdık. Bu projeyi hayata geçirmeye nasıl karar verdiniz? Ne tür zorluklarla karşılaştınız?

– Bu aşağı yukarı on yıl önce başlayan bir süreç. Kendi arabamla çok şehirlerarası seyahat etmek zorunda kaldığım dönemlere. Seyahat sırasında saatlerce eliniz direksiyonda gözünüz yolda saatler harcıyorsunuz. Ve radyolardaki tabiri caizse geyiklerden başka kulağınızı meşgul edecek bir şey yok. Bu zamanı bilgiye, öğrenmeye tahvil etmek gerektiğini düşündüm. Araştırdım ve başka dillerde on binlerce eserlik “audio book” kütüphaneleri olduğunu öğrendim. Neden Türkçede de olmasın diye düşünürken şimdi “SESLEKİTAP”ın diğer yarısı olan Yetkin Yağmur’un çocuk masalları seslendirme teklifini aldım ve aklımdaki yetişkin romanlarını sesli kitap yapmak fikriyle çocuk sesli kitapları yapma projesini birleştirme fırsatı buldum. Yani sesli kitap yapma fikri önce benim hissettiğim bir ihtiyaçtan doğdu. İşe başladığımız zaman en büyük zorluk yayınevlerini ya da telif sahiplerini eserlerini sesli bir ürün haline getirmek konusunda ikna etmekti. Çünkü bizim tasarladığımız kapsamda bir sesli kitap yayıncılığı henüz Türkiye’de başlamamıştı.

7.TV projelerinde de yer aldığınız için İstanbul- Ankara arasında mekik dokuyorsunuz. İstanbul’un Ankara’ya kıyasla dizi sektöründe daha gelişmiş olmasını nelere bağlıyorsunuz?

– Bu biraz Yeşilçam geleneğiyle ilgili sanıyorum. Sinema, Tiyatro ve diğer sanatsal konuların temeli hep İstanbul’da başladı. İstanbul’un kültür ve sanat şehri olarak anılması boşuna değil.

8.Bizim Evin Halleri’nin Peyami’si olarak, bu dizinin 9 yıl boyunca başarıyla devam etmesini sağlayan faktörler sizce nelerdir?

– Bizim evin halleri, ortalama bir Türk ailesinin evindeki her şeydi. İzleyici oynadığımız her karakterde ya kendini ya da aile içindeki bir bireyi buluyor ve özdeşleşebiliyordu. Senaryoya konu olaylar da yine o sıradan ailenin yaşayabileceği olaylarda. İzleyici doğal olarak empati kurabiliyordu. Herhangi bir drama eseri  için en önemli faktör budur.

9. 3 kuşağı sanatınızla büyüttünüz. Kuşaklar arasında “sanata bakış açısı” farkı görüyor musunuz? Eğer varsa, bu farkı neye bağlıyorsunuz?

– Doğal olarak. Oyunculuk mesleğine başladığımda bugün hayatımızın bir parçası olan bilgisayar ve bilişim teknolojileri yoktu. Zaman sanki bugünkünden daha ağır akıyordu. Bir olayı bir durumu algılayabilmek için daha uzun zaman harcayabiliyorduk. Şimdilerde ise algılama ve değerlendirme süreleri saniyelerle ifade ediliyor. Buna göre sanat dediğimiz şeyden beklentiler de değişmeye başladı.

10.Oyunculuk, yönetmenlik, seslendirme… Sanatın her yerinde emeğiniz var. Senaryo çalışmalarında bulundunuz mu?

Hayır senaryo çalışmalarım olmadı.

11.Zamanınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Zaman yönetimi konusunda biz gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

– Ben dinlenmek için iş değiştirenlerdenim ve biraz faydacıyım. Zevk alarak yaptığım işten bile bir bilgi, deneyim çıkarmayı hedeflerim. Çok ve gereksiz meşgul olmayı sevmem. Tabi ki onlara öncelikle okumayı ama bilinçli ve metodik bir okumayı tavsiye ederim. Yani ilgi alanlarımıza göre seçici olmayı. Çünkü bütün kitapları okuyamazsınız. Sonra bir sanat dalıyla ilgilenmek için zaman ayırmalarını. Eğer sanat yapacak yetenek görmüyorlarsa kendilerinde hiç olmazsa birini yakından ve bilinçli takip etmelerini.

12.Oynamak istediğiniz bir rol var mı? Hangi karakteri canlandırmak isterdiniz? Bu karakteri TV’de mi yoksa tiyatroda mı canlandırmak istersiniz?

– Oynamak istediğim yüzlerce rol var. Ama bir insan ömrü ne kadarına yeter ki. Bu rolü nerede canlandırdığımın önemi yok.

13.Binlerce hatta milyonlarca kişiyi tek bir mimik, hareket veya ses tonunuzla etkileyebiliyorsunuz. Böylesine bir güce sahip olmak size neler hissettiriyor?

– “Böylesine!” diye ifade ettiğiniz gücün ne olduğunu tanımlayamam. Bunu ancak izleyici tanımlar ve hisseder. Diyorum ya; ben sadece doğru argumanlarla bir karakter yaratmanın peşine düşerken yaptığım işin bir meslek olduğunu bile unuturum.

14.Pandemi sürecinde dijitale dönüş oldu. Bu durumdan tiyatrolar da etkilendi ve sizin yönettiğiniz oyunlar da dahil olmak üzere birçok oyun çevrim içi sergilenmeye başladı. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Tiyatronun geleceği bu durumdan nasıl etkilenir?

– Dijital ya da online gösterimle seyirciye bir oyun sunmak bizim de pek onayladığımız bir durum değil. Ama pandemi süresince ilk ağızda tiyatrolar ve sinemalar bulaş riski taşıyan etkinlikler olarak empoze edildiğini ve bir yıldır da çeşitli kısıtlamalar nedeniyle perdelerimizi açamadığımızı düşünürsek, durumun yarattığı maddi çöküşü bir nebze de olsa telafi etmenin tek yolu da buydu. Tıpkı genel alışverişin sanal ortama taşınması gibi.

15.Canlandırdığınız onlarca karakter içerisinde en çok benimsediğiniz ve tekrardan canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı?

– Yok. Tekrarın da bir anlamı yok zaten.

16.Canlandırdığınız karakterlerden size en çok benzeyen hangisiydi?

– Bizim Evin Halleri’nin “Peyami”si diyebilirim

17.Genç nesile tavsiyeleriniz nedir? Neler okumalı,neler yapmalıyız?

– Önüne gelen her şeyi okumanın bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Burada da yeteneklere bağlı ilgilerin rol oynaması gerekir. Uygun bir sıralama ile kitap okuma eylemi entelektüel bir sürecin devamlılığını sağlayacaktır.

18.Sanatı koruyabilmek amacıyla gençlerden beklentileriniz nelerdir?

– Gençler sanatı ancak ve ancak ya o sanatı yaparak ya da takip ederek yaşatırlar. Korumak, kollamak, desteklemek görevi yasalarla devlete ve kurumlarına verilmiştir. Sanatçıdan hiçbir talep beklemeden kendiliğinden olmalıdır. Aksi, sanatı ve sanatçıyı incitir.

 

Katkıları için Mehmet Atay’a ve oğlu Çağrıl Atay’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

      Süeda Malkatan

Yorumlar

Your email address will not be published. Required fields are marked *