Kırmızı Oda ve Masumlar Apartmanı Üzerine

Kırmızı Oda ve Masumlar Apartmanı. Her ikisi de yayınladığı günden itibaren dikkatleri üzerine çeken iki televizyon dizisi. Bu büyük başarılarını birkaç ortak sebebe dayandırabiliriz. İkisi de psikoloji konusunda temelleniyor ve dramatik olayları çok iyi şekilde yansıtıyor. Bu durum, izleyicilerin gerçekçi anlatımı kendi hayatıyla özdeşleştirip izlemesini sağlıyor. Her ikisi de Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun kitaplarında yazdığı yaşanmış hikayelere dayanarak kurgulanmış. Hasta mahremiyeti açısından gerçek olaylar ve kişiler kısmen değiştirilmiş. Gülseren Hanım’a göre danışanlar bizzat hikayelerinin kitaplaştırılmasını istemiş hatta neden bizi yazmadın diye sitem edenler olmuş. Potansiyel izleyici kitlesini önceden belirleyen senaristler, iki buçuk saatlik süreyi doldurmak için klasik uzun bakışmalar ve tipik senaryo kurallarını uygulamışlar. Her bölümün sonu final olacak gibi bitip diğer bölümde yeni bir sorun eklenmesi artık yadırganmıyor. Ayrıca, normalde var olmayan klişe holding patronu ve aşk hikayesi gibi unsurları eklemeyi unutmamışlar.

 

Masumlar Apartmanı ile başlayalım. Kısacası, yıkıcı etkilere ulaşan takıntılara sahip kız kardeşlerin hayatı anlatılıyor. Evin en büyük ablası, yıllardır dışarıya çıkmamış ve aşırı derecede hijyen bağımlısı olmuştur. Aykırı görünse de eski eşyaları ve çöpleri de biriktirmektedir aynı zamanda. Baskın bir rol üstlenerek evi yönetmeye ve herkesin hayatına karışmaya çalışmaktadır. Diğer kardeşlerinin üzerinde kurduğu nobran ve despot hegemonya yüzünden evde huzur kalmamıştır. Sonradan anlaşılır ki Safiye isimli bu karakterin kişiliği, zamanında kendisine çok kötü günler yaşatan annesiyle benzeşmektedir. Hatta, annesi de gençliğinde kendi annesi yüzünden takıntılı, insanlara güvenmeyen, asık suratlı birine dönüşmüştür. Burada verilmek istenen mesaj, zamanında uzlaşmadığımız ve çözemediğimiz sorunların adeta genetik miras gibi bizim çocuklarımıza ve gelecek nesillere geçmesidir. Gülseren Hanım’ın “kader motifi” olarak adlandırdığı bu kavram, her kişiye özel olarak tahsis edilmiş ve yaşam boyunca kendini gerçekleştiren bir bilgisayar yazılımı gibidir. Buna göre, insanın kaderi henüz doğmadan bellidir. Doğduğu ev, ebeveyni, ailesinin yaşam tarzı ve problemleri bir motif gibi çocuğun yazgısına işlenir. Mesela, babası alkolik bir çocuk, her ne kadar bu durumu sevmese de ileride benzer sorunları olan birine gönlünü kaptırabilir. Bu istemsiz ve bilinçaltından gelen bir dürtüdür. Kader motifi tarzındaki ögeler, farklı zamanlarda farklı kişilerce ortaya atılmıştır.Evrimsel süreçte gelişen evrensel içgüdülerin sembolik modelleri olan Carl Jung’un arketipleri ya da Einstellung etkisi gibi örneklerden bahsedilebilir. Einstellung etkisi, yeni bir problemle karşılaşıldığında geçmişteki deneyimlerimizin şimdiki çözüm yolunu etkilemesini açıklar. Daha iyi ve yenilikçi bir fikir üzerine düşünmek yerine kolaycı bir mantıkla tecrübe ettiğimiz şeyleri yeniden yaşama eğilimindeyiz. Mesela bu dizideki Safiye, mantıklı olmadığını bildiği ve annesinden aynı psikolojik şiddete maruz kaldığı hâlde temizlik takıntısı üzerine yeni bir algılama yolu düşünemiyor. Alıştığı ve küçükken maruz bırakıldığı faktörlerden vazgeçmekten korkuyor ve konfor alanına gömülmeyi tercih ediyor.Dizide aslında herkesin çeşitli ruhsal sıkıntılarla karşı karşıya gelebileceği gösteriliyor. Bu tip durumların sadece bize özgü olmadığını ve profesyonel bir yardım almanın korkulacak bir şey olmadığını anlamamız gerekiyor. Ancak, empati kurmayan seyirciler dizideki Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) sıkıntısı çekenlere bunlar delirmiş gözüyle bakabiliyor. Yanlış anlamalara ve ciddi meselelere ön yargıyla yaklaşılmaması için dizide anlatılan sorunların açıkça ve bilgilendirici şekilde aktarılması gerekiyor. Aynı zamanda, insanların yeterince güçlü olduğu ve sorunlarla yüzleşmekten korkmaması gerektiğinin vurgulanması oldukça değerli.

Kırmızı Oda dizisi ise bizzat Gülseren Hanım’ı temsil eden bir doktor ve karşılaştığı vakaları anlatıyor. İnsanların yaralı geçmişlerini izliyor ve onlarla beraber duygulanıyoruz. Genelde uzun diyaloglar ve terapi seanslarındaki geçmişe yönelik canlandırma sahnelerini görüyoruz. Yetişkinlikte beliren fiziksel ve ruhsal tepkilerin aslında çocukluktan süregelen travma ve anılarımızdan kaynaklandığı belirtiliyor. Bu diziden etkilenip daha önce çekindiği psikoloğa giden dikkate değer bir kitle olduğunu düşünüyorum. Ancak devlet hastanelerinin soğuk koridorlarında bekledikleri ilgiyle karşılaşmayabilirler. Dizideki doktor, tüm danışanlarıyla samimi ve içten konuşuyor. Onlarla beraber ağlıyor, gülüyor, kahve içiyor, bazen arkadaş gibi yargılıyor bazen teselli ediyor. Elbette ki içini dökmek isteyen kişi için aradaki duvarın yıkılması iyi olabilir. Ancak birçok psikolog ve psikiyatrın eleştirdiği olay tam da bu. Duygusal çizgilerin aşılmaması gerektiğini savunuyorlar. Bir psikoterapist kendi duygusuyla karşıdakini etkilememeli ve yol gösterici bir anne gibi davranmamalı. Dizideki duygusal terapi sahnelerine aldanan biri gerçekte bu durumla karşılaşmayabilir ve 15 dakika içinde ilaç yazılıp gönderilebilir.

 

Aynı yazar ve yapımcıya sahip oldukları için ileride iki dizinin birleşeceğini düşünenlere katılmıyorum. Çünkü Kırmızı Oda’da terapi sahneleri geçmişe dönerek başlıyor. Ancak Masumlar Apartmanı’nda tüm karakterlerin çocukluk ve kişiliklerini oluşturan nedenler çoktan gösterilmişti. Bu yüzden diziye gelecek doktor karakterinin başka biri olacağını ve sezonun sonlarına doğru görüneceğini tahmin ediyorum. Bununla beraber, kader motifi kavramının altyapısında kaderci bir anlayış yattığını düşünüyorum. Elbette, hayatımızda bazı ortak yaşanmışlıklar var olabilir. Peki bunun tek çaresi özel kliniklerdeki telkin terapilerine paralar dökmek mi? Bu tip diziler, bize olmuş olan olayları değil yaşayabileceğimiz şeyleri ve gündemdeki dertleri de anlatmalı. Psikiyatrinin asıl yüzünü aktarmalı. Belki de yöntemleri üzerine eleştiri getirmeli.

 

Son olarak, iki yapımın da gündeme getirdiği toplumsal konular itibariyle özel bir yeri olduğuna inanıyorum. Bizlerin de yaşadığımız ülkeye ve dünyaya karşı sorumluluk duygumuzu pekiştirmek için önce kendi özümüzle dost olmamız gerekiyor. Aile büyüklerinin saatlerini ekran başında harcamak yerine yan odadaki çocuklarıyla konuşup dertleşmesini yeğliyorum. Dizide iyileşen insanları görüp sanal bir tatmin duygusu yaşamak yerine buralardan alacağımız ilhamla psikolojimizi iyileştirmek için araştırmalar yapmamızı öneriyorum.

Ahmet S. Uçak

Yorumlar

Your email address will not be published. Required fields are marked *