Netflix Türkiye’nin Yeni Gözdesi Kağıttan Hayatlar: Detaylı İncelemesi Ve Yorumu

 Kağıttan Hayatlar 12 Mart 2021 tarihinde yayınlanan Netflix yapımı bir Türk dram filmi. Başrollerini Çağatay Ulusoy ve Emir Ali Doğrul’un paylaştığı filmin senaryo yazarlığını Ercan Mehmet Erdem, yönetmenliğini ise Ayla ve Müslüm filmleriyle tanınan Can Ulkay yapıyor.

Kağıttan Hayatlar Filminin Konusu

İstanbul’da kağıt toplayıcılığı yapan Mehmet (Çağatay Ulusoy), kendisi gibi anne-babası olmadan büyümüş evsiz çocuklara abilik yapmaktadır. Bir yandan böbrek nakli olabilmek için para biriktiren Mehmet, bir akşam arkadaşının çöp arabasında 8-9 yaşlarında bir çocuk bulur. Zor durumda olan ve annesini kurtarmak isteyen bu küçük çocuğa yardım etmek için Mehmet, elinden gelen her şeyi yapar.

Kağıttan Hayatlar Üzerine

Filmde Mehmet’in hiçbir yere ait olmayışını ve sürekli yuva arayışını; bu arayışın onda bıraktığı enkazları izliyoruz. Mehmet’in etrafında abilik yaptığı çocuklar, yakın arkadaşı Gonzi (Ersin Arıcı), onu yetiştiren ve babalık eden Tahsin Baba (Turgay Tanülkü) olsa da Mehmet’in film boyunca kendini yalnız hissedişini, sığamayışını ve annesini arayışını görüyoruz. İnsanlar doğası gereği bir gruba dahil olduğunda, etkileşim içinde olduğunda ve bağ kurabildiğinde var olabilen canlılar. Hepimiz doğduğumuz andan itibaren “aile” denen grubun içinde bulunuyoruz. Mehmet aile denen bu gruba dahil olmadığı, bu gruptan ayrı düştüğü için hep bir arayışta. Çocukluk yıllarında içine girdiği ve gerek abilik gerek arkadaşlık yaptığı bir grubun içinde bulunsa da bu Mehmet’e yeterli gelmiyor. Çöp arabasında Ali’yi (Emir Ali Doğrul) bulduğundaysa Ali’yi kurtararak kendisi gibi yalnız bir çocuk olarak büyümesini engellemeye çalışıyor. Bir nevi hem kendini hem Ali’yi kurtarmaya çalışıyor aslında. 

Beğendiğim Yönler

Kağıttan Hayatlar’ı izlerken not ettiğim ve film boyunca en çok zevk aldığım iki şey kesinlikle filmdeki oyunculuklar ve çekimlerdi. Çağatay Ulusoy’un her işinde farklı türden karakterler canlandırmasına karşın hepsinin altından çok iyi kalkabildiğini düşünüyorum. Bu filmde de daha önce bürünmediği bir karaktere bürünmesine rağmen çok kaliteli bir oyunculuk sergilemiş. Ona eşlik eden çocuk oyuncu Emir Ali Doğrul’u ilk kez bu filmde izleme şansı buldum ve bu kadar iyi bir performans sergileyebileceğini düşünmemiştim. Yaşına göre çok gerçekçi ve çok profesyonel oynamış. Bu ikilinin film boyunca İstanbul’da birçok sahnesi var ve sahnelerin çekim açılarını ben çok beğendim, hatta izlerken görsel bir şölendi benim için. Her şeyin yerli yerinde “kusursuz” olduğu sahneler bana çok yapay geliyor. Filmdeyse özellikle de ev içi sahnelerde dekorlarla beraber çok doğal, çok gerçekçi sahneler elde edilebilmiş.

Beğenmediğim Yönler

Filmde beni rahatsız eden etmenlerden biri Ali ve Mehmet’in yakınlaşmasının çok hızlı ve bu hıza karşılık çok etkili olması. İkilinin beraber sahneleri çok güzeldi. Özellikle beraber çöp toplamaya çıktıkları sahnelerdeki görsellik, sahnelerdeki dramın oranı, ikilinin oyunculukları gerçekten çok başarılıydı. Fakat beraber geçirdikleri 2-3 gün sonrasında Mehmet’in Ali için en yakın arkadaşını tartaklayacak konuma gelmesi, Ali için herkesi ve her şeyi karşısına alabilecek durumda olması bana biraz fazla geldi. Filmde Mehmet’in Ali’ye çok düşkün olduğunu görebiliyoruz fakat bu durumun böyle çabuk gelişmesi inandırıcılığını azaltmış bana kalırsa.

Filmin kalitesini düşürdüğünü düşündüğüm bir diğer etmense filmin sonunun ortalama-ortalama üstü bir izleyici için çok tahmin edilebilir olması. Vurucu bir final sahnesine sahip olmasına karşın tahmin edilebilir olduğu için yeterli etkiyi bırakmadığını düşünüyorum filmin. Özellikle son dönemde gerek Türk Sinemasında gerek Dünya Sinemasında işlenen türden konular filmlerde işleniyor. Dolayısıyla detaylara dikkat edilirse çok kolay anlaşılabilir bir son kalıyor izleyiciye.

Genel hatlarıyla ele alacak olursam Kağıttan Hayatlar’ın duyguları seyirciye geçirmekte başarılı fakat teknik bağlamda eksikleri olan bir yapım olduğunu düşünüyorum. Oyunculuklara ve hikâyeye bakılırsa, eğer konu daha iyi işlenebilse çok daha kaliteli bir iş elde edilebilirmiş.

Yazımı, dünyada hiçbir çocuğun yalnızlığın boğucu acısını hissetmek zorunda kalmaması dileğiyle bitirmek istiyorum. Umarım hiçbir çocuk, hiçbir birey kendini ait hissetmediği bir dünyada yaşamak zorunda bırakılmaz…

Zeynep Sude Mıdıkoğlu

 

Yorumlar

Your email address will not be published. Required fields are marked *