İrfan Kılınç Röportaj- Süeda Malkatan

1980 doğumlu İrfan Kılınç,

eğitimini Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümünde tamamladı.

Erzurum ve Ankara Devlet Tiyatrosunda oynadığı onlarca oyundan canlandırdığı karakterlerle çeşitli ödüllere layık görülen Kılınç, “Sevdim Seni Bir Kere” TV dizisinde Tarık karakterine hayat vermiştir. 

  • 12 Öfkeli-“3 numara” (9. Sadri Alışık Anadolu Tiyatro ödülleri- en başarılı erkek oyuncu)
  • Tiyatro Eleştirmenleri Birliği en başarılı oyuncu (ansambl oyunculuğuyla tüm oyuncularla birlikte)
  • Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım – ‘Efruz’ (Sadri Alışık Anadolu Ödülleri Komedi Dalında Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü)
  • Cumhuriyetin İlk Sadâsı – ‘Atatürk’ – (Uluslararası Tiyatro Eleştirmenler Birliği Anadolu Genç Yetenek Ödülü)

 İki Efendinin Uşağı – ‘Truffaldino’ –( Lions En İyi Erkek Oyuncu Ödülü)

Konya’da eczacı kalfalığından, Ankara’da ödüllü tiyatro oyunculuğuna uzanan bu röportajda, sorularımızı samimiyetle cevaplayan İrfan Bey’e teşekkürü bir borç biliriz.


1-Sağlık alanından mezun olup, eczanede kalfalık yaparken bir anda konservatuvarda oyunculuk eğitimi almaya başlamak. Böylesine zor bir kararı nasıl verdiniz? Halihazırda bir kariyeriniz varken, farklı bir yolculuğa çıkmak sizin için zor olmadı mı, bu riski nasıl göze aldınız?

Soruda en dikkat çekici kısım risk konusu. Benim ilk ve ortaokul eğitimimdeki başarım fena değildi. Fakat lisede isteksizdim. Bunun en büyük nedeni tabii ki benim ders çalışmaktan nefret etmemdi, suçu başka bir şeye ya da birine atamam. Üzerine bir de mesleki eğitim girince işler benim için iyice zorlaştı. Eczanede çalışmam babamın kararıydı.16 yaşımdayken, yaz tatilinin ilk günü beni uyandırdı babam ve düştük yola. Bir eczaneye girdik, eczacı babamın arkadaşıymış. Babam “tart bakalım Ali Rıza” dedi ve beni tartıya çıkardılar. Eczacı “63 abi” dedi. Babam “İyi, eti senin kemiği benim” diyerek eczaneden çıktı. O günden sonra hem okul hem eczane birlikte devam etti. Üniversite sınavındaki başarısızlığımla da, eczanede çalışmam tam zamanlıya

döndü. Ta ki, aynı liseden mezun olduğum bir arkadaşımın bana gelip “Konya’da bir tane tiyatro okulu varmış ve mülakatla alıyormuş ayrıca dört yıllık okulmuş, hiç değilse askerliği kısa dönem yaparız” demesine kadar. O gün konservatuvara müracaatın son günüydü ve biz başvurduk. O kazanamadı ben kazandım ve macera başladı. Şimdi gelelim risk konusuna… Ben risk almadım, kapana kısılmıştım ve sıçramak için son şansımdı.

2-Eczacılık mesleğinize devam etmek ister miydiniz?

İki hayalimden biriydi zaten. Doktor ya da eczacı olmak istiyordum. Ama sağlık memuru veya eczacı kalfası olmak hiç hayalim değildi.

3-Konya-Erzurum-Ankara. Ülkemizin kültür farklılıklarına ev sahipliği yapan farklı şehirlerinde yaşamak size neler kattı, ne tür zorluklarla karşılaştınız? Yeni bir düzene nasıl alıştınız?

Konya ve Erzurum birbirlerinden hiç farklı değildi. İkisinde de yaşadığım sorun aynıydı; toplum baskısı ve yaşam tarzlarına aşırı müdahale. Ama Ankara başkadır benim için. Hep yaşamak istediğim şehirdi, hala da öyle.

4-Keşke dediğiniz anlar ya da kendi isteğinizle yapmış olduğunuz halde “şöyle yapsam daha iyi olurdu” dediğiniz zamanlar oldu mu?

Hayatımda hiç o kadar travmatik bir keşke dediğim olmadı. Bu konu mesleğimde öğrendiğim bir şeyle iyice pekişti. Öğrendiğim şeye gelince, başarı ya da başarısızlık görecelidir. Hayat da öyle… Keşke dediğiniz her şey hayatın doğal akışıdır. Zaten insanların bu pişmanlıklarında mantık hatası görüyorum. Bir konuda keşke demişsen bir daha yapma. Yine yaptıysan da kendine acımasız davranmayı bırak.

 

5-TV oyunculuğu deneyimi yaşamak hem kişisel hem mesleki açıdan sizi nasıl etkiledi?

Açıkçası tiyatro yapmaktan çok farklı. Tiyatroda bazı teknik durumlar vardır, bu en arka sıradaki seyirciye bile sesinizi duyurmak, seyircinin sizi görebilmesi için yan durmak gibi. Televizyon ve sinemada böyle bir kaygınız olmadığı için, karakter daha doğal evrilebiliyor.

6-Tiyatro oyunculuğu temposundan Günlük dizi oyunculuğuna geçerken karşılaştığınız zorluklar var mıydı? Nasıl başa çıktınız? 

Çok zorlandım, günde 15-16 saat çalıştığım oluyordu. Bu konuda tiyatro yormaz oyuncuyu ama set öyle değildir. Sette de bu konu beklemek olarak karşınıza çıkar. Bir sandalyenin üstünde 9 saat çekimimin gelmesini beklediğimi bilirim.

7-Tiyatro ve TV oyuncusu olarak sizce Türkiye izleyicileri ne istiyor ve ne izliyor?

Televizyon seyircisi ne istiyor onu tam olarak bilemem ama biraz klişe konulardan sıkıldıklarından eminim. Daha yeni şeyler yapmak ya da klişelerden kurtulmak gerektiğini düşünüyorum.

 

8-Çok etkilendiğiniz için oynadığınız karakterden çıkamadığınız, etkisini uzun süre devam ettiren  zamanlar oldu mu?

Bu amatör işidir. Oynadığı rolden çıkamamak diye bir şey olamaz. Eğer biri bunu yaşıyorsa tüm iyi niyetimle acil psikolojik destek almasını öneririm. Bu bir iş. İşini iyi yap ve evine git.

9-En etkilendiğiniz ve tekrardan canlandırmak istediğiniz karakterler var mı?

Ben 2008 yılında, Erzurum’da Atatürk’ü oynamıştım. İyi yazılmış bir metin ve iyi bir rejiyle tekrar oynamayı çok isterim.

10-Hazırlanırken sizi en çok zorlayan karakter hangisiydi?

İkinci Katil adlı bir oyunda, Warden karakterini oynamıştım. Hem karakter analizi hem de bu analizi içselleştirmede çok zorlanmıştım. Fiziksel olarak da çok yorucuydu, öyle ki oyundan çıktığımda sanki üstümden tır geçmiş gibi hissediyordum.

11-Bilmediğiniz (gerçek hayatta tanıyamayacağınız, gözlemleyemeyeceğiniz) bir karaktere hazırlanırken (mesela bir seri katil) ne tür bir yol izliyorsunuz?

Deneyimim ve yeteneğim ne kadarına yetiyorsa o kadarıyla oynarım. Bu konuda dikkat edeceğim tek şey ise klişelerden uzak durmak olurdu. Ortaya çıkan şeyi beğenip beğenmemek ise seyircinin takdiri. Ama her iki sonuç kariyerimin değer verdiğim bir parçası olur.

.

12-Bir oyuncusu olarak, devlet tiyatrosu ve özel tiyatro arasındaki farklılıklar nelerdir?

Ben aralarında konuşmaya değer iki fark olduğunu düşünüyorum; para ve politik dil. Devlet tiyatroları ödenekli bir kamu kurumudur ve halka karşı ortak bir dil sunmakla yükümlüdür. Özel tiyatrolar ise kendi istedikleri dille hitap eder ve maddi kaygıları vardır. Özel tiyatrolar maddi kaygılarından, Devlet Tiyatroları ise bu konudaki kaygısızlığından dolayı zaman zaman hataya düşer.

13-Tek tip oyunculuk sizce tehlikeli midir ya da oyuncu bildiği yoldan mı gitmelidir? 

O tek tipte çok iyiyseniz  tiyatro kariyerinizde bir oyunda şanslı olursunuz ve sonrası facia ile sonuçlanır. Ama televizyonda yıllarca bununla başarı yakalayabilirsiniz. Tabii başarıya ünlü olmak ve para kazanmak gözüyle bakıyorsanız.

 

14-Repliklerinden karakterin analizi yapmak, sosyal hayatınızı nasıl etkiliyor? 

Mesleğim beni insan sarrafı yaptı diye beylik bir laf etmeyeceğim. Ben de herkes gibi insanları tanıyorum ya da tanıyamıyorum.

15-Sahnede ya da TV’de bir mimiğiniz ya da ses tonunuzla insanları etkileyebiliyorsunuz. O sırada diğer insanlara “aynı duyguyu, düşünceyi” yaşatabilmek size neler hissettiriyor? 

Hepimizin egosu vardır ve egomuzu sağlıklı bir şekilde beslediğimiz ölçüde mutlu oluruz. Mesleğimin bana sunduğu takdir edilme ve saygı görme durumu, yaşamımın en güzel hislerinden biri. Umarım dengeyi ömrüm boyunca korurum.

16-Pandemi döneminde birçok sektör gibi tiyatroda da dijitale dönüş yaşandı. Bu konuda neler düşünüyorsunuz ve bu durum tiyatronun geleceğini sizce nasıl etkiler?

Etkilemez. İddia ediyorum, adı ve şekli değişebilir ama tiyatro daima var olacaktır. Online tiyatroya gelince; bu özel tiyatroların, salgından dolayı yaşadıkları ekonomik sıkıntı için ürettikleri bir alternatif sadece. Online tiyatro yapan tüm meslektaşlarımın bundan zevk almadığını biliyorum. Salgın bittiğinde online tiyatro diye bir şeyin olmayacağını düşünüyorum.

17-Genç nesile tavsiyeleriniz nelerdir? Neler okumalı, neler yapmalıyız?

İnsanlara, canlılara ve doğaya karşı nazik olsunlar. Bence ilk kural bu olmalı. Sonrasında hayatta karşılarına çıkan her türlü tercih anlarında, besledikleri bu nezaketle hareket etsinler. İşte o zaman keşkeler ya da pişmanlıklar azalır çünkü nezaketin pişmanlığı olmaz. Gençler ne okumalı konusuna gelince… Yeter ki kitap okusunlar o ayrı ama insan okumayı sevmeyebilir, zorlanabilir bunu anlıyorum. Tüm bu isteksizliğe rağmen okumaya mecbur oldukları bir alan var; tarih… Çünkü gelecek, yaşadığımız bu anın içinde şekillenir. Bu anın içindeki şartlar ise tarihte saklıdır. Geleceği için anın şartlarını değiştirmek istiyorsa insan, tarihe bakmalıdır. 

Süeda Malkatan

Yorumlar

Your email address will not be published. Required fields are marked *