“Bir Başkadır” Üzerine

 “Ben bir başkasıdır” demişti şair Rimbaud. Benlik kavramının göreceli oluşu ve insanın görünenden farklı olabileceğine dair bir yorumda bulunmuştu. Günümüz toplumunun yaşadığı benlik bunalımını ele alan 2020 yapımı, Bir Başkadır dizisi de güzel bir yenilik getirdi ülkemiz dizi kültürüne. Zira bu dizi de holding-sekreter-patron üçlemesi yahut Kız Kulesi-Boğaz manzaraları değil hayatın ta kendisi yansıtılıyor. İstanbul’un soğuk beton binaları, gecekondular ve otobüs güzergâhlarını ezberleyen yoksul vatandaşlara yer veriliyor. İçimizden birilerinin sahici ve güncel insani dertleri gerçekçi bir sadelikle tasvir ediliyor.

 Dizi ilk başta, terapist Peri ve danışanı Meryem arasında şekilleniyor. Sırasıyla bu karakterlerin ailesi ve sosyal çevresini görüyoruz. Neredeyse tüm karakterler birbirine bir ölçüde bağlı olarak yaşamakta, kimse farkında olmasa da, bu bizlere toplumdaki bireylerin bir bütünün parçasını oluşturan zincirin halkaları gibi varlığını sürdürdüğünü gösteriyor. Yüksek sosyal statüye ve dünyevi hayat görüşüne sahip Peri ile köyde yaşayan, okumamış ve muhafazakar bir geçmişten gelen Meryem (isimler de çözümleme yapmaya yardımcı oluyor) arasında bir zıtlık var gibidir. Meryem’in itibar ettiği ve her işi danıştığı cami hocasını ön yargılı şekilde eleştiren Peri, hayatından ve mesleğinden mutlu değildir. Kendi deyimiyle, inanmadığı gibi yaşamaktan sıkılmıştır. Hem inançları ve değerleri yüzünden diğer insanlara hem de kendisine karşı hoşgörülü değildir. Öte yandan Meryem hazırcevap ve düşünceli bir karakterdir. Aile ortamında konuşturulmayan muhafazakar kesimdeki bastırılmış kadın imgesini taşır gibidir. Dizide birbirlerinin hayatlarına dokunan farklı kimliklerden birçok başka insan daha var. Bu noktada, modern dünyanın yol açtığı kimlik sorunlarına yer verilmeye başlanıyor. Kendisiyle yabancılaşan, hayat tutkusunu kaybeden, aynaya bakınca huzursuz olan tüm insanların bir derdi vardır. Geçmişteki travmalar, kendini bulma arayışı, ekmek parası ve kimisi asıl sorunun ne olduğunu henüz bilmiyordur. Çarpık aile ilişkilerinde, evin bir köşesine çekilen aile fertlerinin sustuğunu görürüz. Bu suskunluk, insanı içinden çıkılmaz bir döngüye çekerek yaşama isteğinden alıkoyar. Bir araya gelince düzelen birlik ve beraberlik bağları yerini karamsar bir ruhsuzluğa bırakır. Bu dizidekiler ve aslında toplumun kendisi, kendisiyle dertleşmiyordur. İletişimsizlik, ayrışmışlık ve kutuplaşmanın geldiği vahim tablo açıkça ortadadır.

 Bazı karakterlerde psikolojik problemlerin olduğu gösteriliyor. Mesela, Meryem’in bastırılmış dürtüleri fiziksel bir tepki olarak bayılmayla sonuçlanıyor. Ancak nedenini sorgulamaktan aciz kalıyor. Meryem’in otoriter abisi Yasin karakterini sanırım hepimiz gerçek hayatta gördük. Yasin kendi karısıyla bile doğru bir üslupla konuşmayı bilmeyen, duygularını gizlemeye çalışan, erkek ağlamazcı bir anlayışın temsilcisidir. Maalesef, bağırarak konuşur. Bağırmak ve agresif bir tonda konuşmak, karşıdaki insanda savunma mekanizması oluşturmak ve olumsuzluk tetiklemekten başka bir işe yaramaz. Yasin’in eşi Ruhiye ise depresyon geçiren, intihara kalkışan ancak tıbbi bir destek görememiş bir annedir. Bir başka karakterin hayat amacı yok, ötekisinin hayat görüşünden ailesi habersiz. Her birey, kendini bulma ve gerçekleştirme arayışı içinde. Salt kötü tiplemelerden ziyade çeşitli süreçlerden geçmiş ve çözümsüz kalmışlar topluluğuyla karşı karşıya getiriliyoruz.

 Sanki konuşmalar sırasında odada biz de var gibiyiz. Dizideki kişiler, farklı katman ve kökenlerden geldiği için kendimiz yahut çevremizdekilerle özdeşleştirmemiz de kolaylaşıyor. Yeşilçam vari geniş sokak çekimleriyle ve elbette muhteşem müzikleriyle bizlere nostaljik bir his yaşattırıyor. Hediyeleşme sahnesi gibi kısımlar ise buruk ve sıcak tebessümler ettiriyor.

 Bazı eleştirilerde yeteri kadar farklı soruna değinilmediğinden bahsedilmiş ama kanımca dizinin amacı Türkiye’nin ayrıntılı bir sosyolojik incelemesini yapmak değil zaten. Gerekli karşıtlığı hazırlamak ve düğüm oluşturmak için belli özelliklerdeki insanlar seçilmiş, sayının fazla olması hikayenin değerini artırmayacaktı.

 Son olarak, bu dizi bir insan hikayesi. Bizlere kendimizle barışık olmamız, sorunlarımızı konuşarak ve anlaşarak aşmamız gerektiğini öğütleyen bir ayna gibi. Meryem’in gözünde peygamber soyundan gelen Hoca’nın kendi eşinin ölümü ve kızının değişimi karşısındaki çaresizliği bizlere ders olmalı. Başkalarına faydalı olabilmek ve dünyayı bir nebze olsun yaşanılır kılmak adına önce özümüzle hesaplaşmalı ve “biz” olma bilincine ermeliyiz. Çünkü biz olmak, bir başkadır!

Ahmet S. Uçak

Yorumlar

Your email address will not be published. Required fields are marked *