Acıyı Kucaklamanın Vakti Geldi

Rezil olacağını düşündüğün için bir etkinlikte veya ders esnasında konuşmaktan vazgeçtin mi sende? Peki buna sebep olan etiketlerin neler? Bu soru yargılayıcı bir soru değil! Lütfen endişe ya da korku duyma bu yüzden😊

Hepimiz kendimize sesli ya da sessiz bir şekilde belirttiğimiz iyi ya da kötü etiketler yapıştırırız. Ama bu seni ürkütmesin lütfen çünkü bu bizim doğamızda var olan bir durum, hepimiz bir şeyleri sınıflandırır ya da isimlendiririz ve bu oldukça insanı bir şey😊 Bunlara rağmen hala aklında etiketleme yapmanın kötü bir şey olduğuna dair bir izlenim varsa bu durumun kendimizi, çevremizi tanımaya başladığımız andan itibaren geliştiğini düşünebiliriz.

Örneğin biraz geriye gidelim ve biz dünyayı keşfederken ebeveynlerimizin tepkilerine bakalım; ‘Oğlum dokunma ona, yakacaksın kendini!’ ‘Kızım elleme onu, pis o!’, ‘Aa bak kim gelmiş! An-ne-an-nee gelmişşş!’ gibi oldukça olağan karşıladığımız bu söylemler de tam olarak bir etikettir. Yani küçüklüğümüzden beri öğrenmiş olduğumuz bu etiketleme eyleminden dolayı kendimize de çeşitli etiketler koyarız.

Bunlardan yola çıkarak bazen sessiz kalmayı tercih eder veyahut bir eyleme başlamakta yeterince cesaretli olmadığımız kanısına kapılırız. Bu süreçler olumsuz etiketleri kapsıyor olsa da onları göründüğünden daha can sıkıcı hale getirenler yine bizleriz. Örneğin hiç kendini değersiz veya başarısız bulan, kendinde bir hata olduğuna inanan bir arkadaşını yatıştırmayı denedin mi? Bir duvarı aşmaya çalışmak gibi bir durum söz konusu öyle değil mi! O kendini yerdikçe sen ‘Nasıl başarısızsın kuzum! Ya yaptığın onca şeye ne demeli!’ diyor olsanda senin bu söylemlerin karşısında farkındalık kazanmakla beraber davranışlarını tahmin ve kontrol etmek konusunda daha iyi bir konuma geliyor. Böylece kendini bilmesi ona güvende hissettiriyor. Keza bu güven hissiyle beraber kendini tarif ettiğine inandığı etiketlerle de oldukça sıkı bir bütünlük sağlıyor.

Fakat bu bütünlük benliğimizle etiketler arasındaki farkı ayırt edemez hale gelmemize sebebiyet verir. Bizi etiketlerin oluşturmaya başladığı bu halde ise tutarlılığı yakalamak pahasına deneyimlerimize karşı duyarsız olmaya başlarız. Keza belli bir süre sonra zihnimiz hikayemizi kavramsallaştırdığımız benliğimizi korumak adına hikayemizin tutarlılığını bozan tecrübeleri haliyle önemsizleştirme eyleminde bulunuyor. Bunun yanı sıra zihnimizin bir şeyleri başka şeylerle ilişkilendirebilme becerinden dolayı acı çekeriz, çünkü zihnimiz bir şeyleri yok sayarken bize acı veren duygu ve düşünceleri tetikleyecek sayısız çağrışım da üretmeye başlıyor. Hal böyle olunca da asıl sebebin yerini kurmuş olduğumuz bu bağlantılar alıyor.

Bunu daha net anlayabilmemiz adına sana acının temiz ve kirli diye iki tipi olduğunu söylemem daha yerinde olur sanırım. Bu noktada temiz acı dediğimiz şey hayatımızın normal akışında yaşamız olduğumuz hüzün dolu olaylar, rahatsızlık verici duygu ve düşüncelerin ardından hissettiğimiz insan olmanın bir parçası olan oldukça olağan bir şey. Kirli olan acı ise başımıza gelen olaylardan ziyade, başımıza gelen olayın doğurduğu acıyı azaltmaya, kontrol etmeye ya da yok etmeye dair gösterdiğimiz çabadan oluşan bir acı.

Velhasıl demem o ki ne kadar çeşitli yönteme girişirsek girişelim duygularımızı, düşüncelerimizi bertaraf etmek adına göstermiş olduğumuz gayret maalesef bir işe yaramıyor. Hayatımızı, benliğimizi geri kazanmak adına bir maraz olarak gördüğümüz acılarımızı dönüştürmeye çalışmak ya da kurtulmaya çalışmak çözüm değil sorunun ta kendisini oluşturur hale geliyor. Yani sorun bizde değil çözüm gördüğümüz şeyde oluyor.

Deneyimlerimizden kaçmak adına çizmiş olduğumuz bu yol haritası bizi bilmediğimiz istasyonlara götürmekten başka bir şey yapmıyor. Üstelik bunun uğruna yapmış olduğumuz nice muhtelif çabaların başarısız sonuçlanması yalnızca var olan duyguyu hissetmememiz veyahut var olan bir düşünceyi düşünmememiz mümkün olmadığı için.

Tüm bunların ardından gel beraber acımasız etiketlerinle bastırmış olduğun masum sana kulak verelim. Yaşamak, düşünmek, hissetmek istedikleri için ona müsaade edelim😊 Emin ol ona göstereceğimiz biraz şefkat ve sevgi ‘ Tükendim…’ , ‘ Bilmiyorum, yalnızca kurtulmak istiyorum bu mutsuzluktan!’ dediğimiz her an şefkatli bir dost gibi sarıp sarmalayacak bizi! Bu şefkat dolu kucak istediğimiz yoldan istediğimiz şekilde gidebilmemiz adına karşılaştığımız ve mahkumu olduğumuz onca etiketin menfi etkisinden kurtularak hayatlarımızın elimizden kayan iplerini sıkıca tutmamıza yardımcı olacak. Hadi öyleyse! Tutalım şu ipi 😉

 HANİFE KÖSE

Yorumlar

Your email address will not be published. Required fields are marked *